3 Aralık 2009 Perşembe
Büyüme Ağacı
2 Kasım 2009 Pazartesi
Orhan PAMUK- Masumiyet Müzesi
Son zamanlarda okuduğum en güzel aşk romanı Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk...
Bu aşk hikayesinde evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkında pek çok hesaplaşma içeriyor. Orhan Pamuk, İstanbul’un arka sokaklarını ve dedikodu dergilerinin ‘sosyete’ dediği çevreyi eğlenceli ve detaycı bir bakışla anlatıyor. Okumaya başladığımdan itibaren resmen elimden bırakamadığım kitabın bazı bölümlerinin gereğinden fazla uzatıldığını düşünsem de okuyucuya iletmek istediği duyguyu çok başarılı bir şekilde aktarmış Nobel ödüllü yazarımız. Kitabı okurken 70'li&80'li yıllarda yaşıyormuş hissine kapılacak, sonlarına doğruysa gözyaşlarınızı tutamayacaksınız. Hala okumayan varsa ve ne okusam şimdi diye düşünenler için mükemmel bir seçim.
Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı

Ne kadar güzel bir sloganı var benim canım vakfımın, "Bir çocuk değişir, Türkiye değişir" Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı...TEGV, bu dünyada sadece kendimiz ve belki de kendi çocuklarımız,ailemiz için yaşamadığımızı gösteren, geleceğin iyi eğitimli Türkiye'si için elele vermiş gönüllü çocukları ve gönüllü eğitmenleri ile mükemmel bir huzur yuvası.
Son zamanlarda başıma gelen en güzel şey, hayatıma anlam katan, farklı bir bakış açısı kazanmamı sağlayan, kapısından içeri girdiğimde bütün herşeyi geride bırakıp, sadece 1,5 saat için çocuklarla birlikte mutlu olduğum, hayatı bu 1,5 saat için dondurduğum yer...Ve bana sürekli yeni bir bakış açısı kazandıran, birçok şey öğreten en az 15 çocuk... Şu anki sınıfımda 11 yaşında hepsi birbirinden cingöz bu çocuklar her Pazar içimi ısıtmaya devam ediyor. Mutluyum, huzurluyum, herkese tavsiye ederim :))
6 Ekim 2009 Salı
CAM TOPLAR...

Hayatımızda önceliklerimizi belirlemek çok önemli, değer bilerek dengeli bir yaşama sahip olmayı herkes ister... Peki gerçekten bu dengeyi kurarken adil davranabiliyor muyuz?
Hayatımızın havaya attığımız 5 farklı topla oynanan bir oyun olduğunu düşünürsek bunlar neler olabilir?
İşimiz,
Sağlığımız,
Ailemiz,
Dostluklarımız,
Benliğimiz...
Aslına bakarsanız bu 5 top arasında bir tek işimiz lastik bir toptur, düşürdüğünüzde kırılmaz, tekrar zıplatarak oynayabilirsiniz. Maalesef ki diğer 4 top ise camdandır. Düştüklerinde kırılır ve yerine asla koyamazsınız. Bence bunu farketmeden yaşayan o kadar çok insan var ki, sadece o ilk lastik topu tutabilmek, onunla oynayabilmek uğruna camdan olanları kırıp döken...
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Çocukları Sevgiyle Kucaklamak Gerek...
"Sakarya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü- Bremen Mızıkacıları Çocuk Yuvası"Dün hayatımda ilk kez bir yetiştirme yurduna gittim ve sonrasında içimi kocaman bir sevinç kapladı...Sakarya'nın Karaman Köyü'ndeki Bremen Mızıkacıları Çocuk Yuvası, Bremen Türk Alman Kadınlar Derneği Onursal Başkanı ve iş kadını Madelet Grabbe’nin önderliğinde, depremde yetim kalan çocuklar için gönüllülerin verdiği desteklerle, binbir zorlukla faaliyete geçmiş ve yaklaşık 3-4 aydır da sadece 0-6 yaş arasındaki çocukların bulunduğu, Karaman Köyü'nün tepesinde inanılmaz şirin bir yuva. İçinde 30 tane çocuk 20'e yakın çocukların 'anne' diye seslendikleri eğitmen/bakıcı bulunuyor ve burada henüz 2 aylık bir bebek bile vardı dün...
Böyle bir mutluluk daha önce hiç yaşamamıştım gerçekten, alelacele verdiğimiz bir kararla, hadi kalkın gidip bakalım diyerek çıktık yola. Bizi hemen yuvadaki eğitmenler ve yuva müdürü karşıladı.
Önce içerisini gezdik, her yer tertemiz, oyun odaları, yatakhaneler,mutfak... Çok güzel bir bahçesi var içinde oyuncakların ve çocuk parkının bulunduğu. Biz gittiğimizde yemek saati olmasına rağmen yuva anneleri önceliğin her zaman ziyaretçilerin çocukları görmesinde olacağını onlarla oyun oynamayabilmemiz için yemeği 10-15 dk erteleyebildiklerini söylediler, çünkü çocuklar misafir varken dikkatlerini toplayamıyor, yemek falan yiyemiyorlarmış heyecandan, yanlarından ayrılmak istemedikleri için, çünkü o küçücük çocuklar misafir geldiğinde çok mutlu oluyorlar.
İlgi ve sevgiye hasretler, müdür babalarından veya yuva annelerinden görmedikleri için değil elbette ki ilgiye ve sevgiye muthaçlıkları, ama o yaştaki çocukların kapıdan içeri giren herkese anne/baba demeleri annelik ve babalığın ne kadar önemli olduğunu tekrar tekrar kanıtlar gibi. Gene de kendilerini ziyaterete gelen ablalar ve abiler de onların hemen neşelenmesini sağlıyor, yetimliklerini unutturuyor bir nebze de olsa. Biz 5 kişi gittik ve hepimizi birden çocuklar oyunlarının arasına aldılar hepimiz birer anne ve babaydık artık...
Ve ben bir kez daha anladım ki, bu çocuklar bu tarz yuvalara sadece internetten yapılan bağışlardan çok daha iyisini, fazlasını hakediyorlar, öz anne ve babalarından görmedikleri sevgiyi bizlerden görmeliler, bu yuvalara çok daha sık uğrayıp onların boynumuza sarılmasına izin vermemiz gerek hem çocukların hem de kendi mutluluğumuz için...
Şunu da belirtmek isterim ki, yuvaya zaten nakit bağış da yapılamıyormuş; genellikle, çocuk bezi, bebek mamaları, yeni giysiler-oyuncaklar, çocukların büyürken ihtiyaç duydukları herşeyi gönderebiliyorsunuz. Şirketler yıllık bazda ihtiyaçlarına sponsor oluyorlar. Tabii ki en önemlisi anne-baba kucağı olabilmesi için sık yapılan ziyaretler onların en çok istediği ve beklediği şey...
18 Ağustos 2009 Salı
Yaşam Nedir Diye Soranlara...

Bu günlerde okuduğum inanılmaz güzel bir kitap var ve bu kitap benim genelde olumsuz olan bakışaçımı oldukça değiştiren, olumluya dönüştüren kısa kısa hikayelerden hatta yazarın deyimiyle yaşam sevincimi arttıran öykülerden oluşuyor. Kitabın adı "Kendi Kutup Yıldızını Bul- Nüvide Gültunca Tulgar".
Bu yazarı daha önce hiç duymamıştım ve rastgele girdiğim bir kitapçıda bulduğum, alelacele seçtiğim bir kitap, hatta bu bir işaret mi diye düşünmeme sebep oldu bile diyebilirim bu aralar yaşadıklarımı değiştirebilmem için :) ve bana göre bu derleme kitap, birçok kişisel gelişim kitabından daha motive edici, şiddetle tavsiye ederim :)
Bu kitapta okuduğum bu hikayelerden, bazı şeylerin farkına varıp keşke demememizi sağlayan bana göre çok etkileyici bir tanesini paylaşmak istedim:
" Yaşam nedir diye soranlara...
Eğer yeniden balayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım,
Neşeli olurdum ilkinde olmadığım kadar.
Çok az şeyi ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girersim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok günes doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim birçok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya, daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardan olurdum.
Farkında mısınız bilmem,yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar.
Siz de "an"ı yaşayın.
Hiçbir yere, yanına:
su,şemsiye almadan gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim,
ilkbaharda pabucumu fırlatır,atardım.
Ve sonbahar bitene dek yürürdüm çıplak ayakla.
Bilinmeyen yollar keşfeder,
güneşin tadına varır,çocuklarla oynardım,
bir şansım daha olsaydı eğer...
Ama işte, 85'imdeyim ve biliyorum...
Ölüyorum...
Jorge Luis Borges "
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







