4 Mart 2010 Perşembe

Sonunda bir dikili ağacımız oldu, işte oğlumuz köknar :)









‘Bir ağacı dikmek için en iyi zaman 20 yıl önceydi, ikinci en iyi zamansa bugündür...' Çin atasözü

Evde baktığım menekşeler kesmiyordu... Hep bir dikili ağacım olsun isterdim, sonunda oldu. Canım köknarım, minnacık, yemyeşil :)Bloggerlara verdikleri aracın en keyifli yanı bu fidan oldu bizim için, oldukça büyük olduğu için evin bahçesine getir
mek hep sorun olmuştu. Sapanca'ya gittiğimiz haftasonu bagajına atarak getirdiğimiz ilk fidanımızı böylece dikmiş olduk. Punto Evo'dan bize hatıra... :)

14 Ocak 2010 Perşembe

İşimi Seviyorum Diyebilmek İçin...


Çalışanına değer veren bir şirkette çalışmayı hepimiz isteriz. Verilen eğitimler bu değerin bana göre en büyük göstergelerinden biri. Bazı şirketlerde çalışanlara yapılan eğitim yatırımı oldukça yüksek. CRM, satış, SAP, zaman yönetimi eğitimleri vb. çok yaygın eğitimler. Bunlar işin gereği olarak işgörenlerin alması gereken temel eğitimler olduğu için çalışanların katılımı tercihe bağlı olmuyor tabii ki.

Ama bazı şirketler bunların yanında çalışanların kişisel gelişimine de bir hayli değer verebiliyor. Kişisel gelişimleri için yabancı dil eğitimi veren şirketler bunun en güzel örneği. Bazı pozisyonlarda yabancı dili kullanmanın gereği yokken bile çalışanlara yabancı dil eğitimleri katılmak isteyen tüm çalışanlar veriliyor. İnsanlar özellikle ikinci yabancı dile çok fazla para harcamak istemediklerinden, ne gerek var ben zaten bir tanesini bile çok fazla kullanmıyorum hayatımda diye düşünenlerin sayısı oldukça fazlayken; şirketiniz size ücretsiz etkin eğitmenlerle, ilgili olduğunuz diller için eğitim verse katılmayı ve kendine geleceği için yatırım yapmayı kim istemez.

En son çalıştığım şirkette cuma akşamları iş çıkışında yoga dersleri veriliyordu ve kendimizi inanılmaz rahatlamış, rehabilite olmuş hissediyor, yeni haftaya yenilenmiş olarak başlıyorduk.

Bir diğeri müzik eğitimi; çalışanlarının müzikle ilgilenmeleri, hobilerinin olması onları mutlu edecek ve her zaman inandığım gibi 'mutlu insan, verimli ve istekle çalışır' felsefesine katılan şirketler müzik kurslarına yatırım yapmaktan çekinmezler. Keman, piyano, gitar kursları veren şirketler çalışanların normalde bu eğitimlere ayıramayacağı bütçeyi sağlamış oluyorlar. Ben piyanoyla bu şekilde tanıştım ve şirketimin bana verdiği en büyük katkı bu gerçekten :)

Sonuç olarak şirketler bu kadar harcamanın sonunda kazanıyorlar mı? Evet tabii ki. Entellektel sermaye şirketlerin en önemli varlığıysa, yapılan her türlü yatırımın da mutlaka olumlu geridönüşleri olacaktır. Bana göre en önemlisi; çalışanların şirketlerine bağlılığı,sadakati, iş tatmini artacak ve olumsuz koşullarla karşılaşıldığında bile çalışanlar hemen şirketten ayrılmak için acele etmeyeceklerdir. Her koşulda, tam bir kazan-kazan stratejisi oluşacaktır...

Not: Eğitimlerden bahsettim yazımda ama, çalışanına değer verdiğini göstermenin bir güzel yolu var ki o da DOĞUMGÜNÜ İZNİ. Gerçekten çalışanına en güzel doğumgünü hediyesi :))

10 Ocak 2010 Pazar

İnsan Kaynağının Tümünün Mutluluğu


“Fabrikalarımı alabilirsiniz; Binalarımı yıkabilirsiniz fakat çalışanlarımı geri verirseniz bu işi aynen geri kurarım.”

Henry FORD

Peki Ford'un bu sözü kriz ortamında geçerli mi? Şirketler hala insan kaynağına önem veriyorlar mı şu anda ki mevcut piyasa koşullarında? Yoksa sadece kilit pozisyondaki entellektüel sermayelerine önem veren şirketler mi çoğunlukta? Hele ki yeni mezunsanız, deneyiminiz yoksa öneminiz ne şirket için? Kilit noktada olmayan diğer çoğunluğun içindeyseniz ne olacak durumunuz? Size değer vermediğini bildiğiniz, bu gider başkası gelir, krizde herkes iş diye ağlıyor daha düşük ücretlisini alırız düşüncesine sahip bir şirkette ne kadar tatmin olursunuz? Ne kadar mutlu olabilir, işinizde ne kadar başarılı olursunuz ve/veya şirkete nasıl faydalı olabilirsiniz?

Çalışanların mutlu olmadığı bir ortamda çalışması ve şirkete faydalı olması neredeyse imkansız. Çevresinin de olumsuz etkilenmemesi için şirket tarafından da etkin politikalar şart... Bunlar neler olabilir? Hemen işten çıkartma diye düşünmemeliyiz... Dün Zeynep Mengi'nin yazdığı Hürriyet İK'da haberi yayınlanan, CHO fikrinin yaratıcılarından İlham Süheyl Aygül de çalışanların mutluluğunun herşeyden önemli olduğunu ifade etmiş. Artık hepimizin bildiğini düşündüğüm Google'ın çalışma koşulları örneğini kullanmış. Bu CHO'lar (Chief Happiness Officer) yani bir anlamda "Mutluluk Başkanları" şirketin maddi olmayan sermayesini yönetecek, çalışanların daha mutlu çalışmalarını sağlayacaklarmış. Sonuç olarak onlarla iletişimde olan çalışanlarsa, mutlu olduklarında her zaman daha iyi çalışacaklarmış. Ben bu kavrama gerçekten bayıldım. CHO'nun iletişim becerisi yüksek, sektörün dinamiklerini bilen, lider özelliği olan deneyimli bir danışmanın sağlayacağı katkı tartışılmaz.

Yalnız bu konuda gene başta yönelttiğim soruları düşünmeden edemiyorum. Sadece kilit pozisyondaki yöneticilerin mi mutluluğu önemli? Çünkü uygulamada çoğu şirkette çalışanların değerinin bir olmadığını biliyoruz maalesef, bunun ne kadar yanlış bir düşünce olduğunu söylememe gerek yok herhalde. Şirketteki herkes takımın bir parçası olmalı ve mutsuzluktan dolayı sonuçlanan iş değiştirmeler sonucunda işçi devrinin yüksek olması, şirket açısından kesinlikle prestij kaybının yanısıra hizmet/üretimdeki kalitenin de düşüklüğüne yol açacaktır mutlaka. Oysa şirketlerin sadece kilit pozisyonlardakiler için değil; güvenlik görevlisinden tepe yöneticilerine kadar tüm çalışanlar için etkin kariyer yönetimi sisteminin varlığı, CHO bulundurulması gibi çözümlerin ve mevcut insan kaynağının ihtiyacı olabilecek tüm iyileştirme politikalarının şirkete orta ve uzun vadede getirisi çok yüksek olacaktır.



Ne Zaman Vazgeçtik Hayallerimizden?



Çocukken büyüyünce ne olmak istersin dediklerinde hep "balerin olmak istiyorum" dediğimi hatırlıyorum. Hayal kurmayı çok seven bir çocuktum, baleyle ilgili tutkumsa aileden veya çevreden gelmiyordu kesinlikle... Daha sonraları ne olduysa oldu vazgeçtim herşeyden hayallerimden, hayat yönlendirdi diyelim, ne olmak istediğimi sormadı, ne olabileceğimi gösterdi sadece... Elveda dedim bir yaşa geldikten sonra hayallerime, hata etmişim...

Turkcell- Çalışan İlişkileri Bölüm Başkanı Meltem Kalender Öztürk hayal kurmanın "Yeni mezunlara, başarılı bir kariyer için neler önerirsiniz?" sorusuna verdiği cevapta uyguladıkları bir yaklaşımdan söz ediyor. Adayların yalnızca hayal etmelerini; kendilerini 5 yıl sonra nasıl bir şirkette, nasıl bir işi yaparken, nasıl bir pozisyonda görmek istediklerini hayal etmelerini istiyor. Bu hayallerin doğrultusunda hedef belirlemenin önemini vurguluyor...

Bugün TEGV'de Kendime Yolculuk etkinliğinde en güzel günüm konulu arkadaşlık nedir aktivitesindeydim. Çocuklara düşünmeleri ve hayal kurmaları için süre verdim. Soru şuydu: En yakın arkadaşınızla geçireceğiniz en güzel gün nasıl olmalı? Ve maalesef 10 yaşındaki çocukların %50si bu hayali bile kuramadı. Ben hayal kuramam dedi bir tanesi, diğeri onayladı, ben hiç hayal kurmam sevmem de, aklıma düşünsem de hiçbirşey gelmez...

Sanırım ben de artık yaşlandım ve bizim zamanımızda diyeceğim zamanlara geldim :) Şimdiki çocuklar hayal etmekten korkarak, çevrelerinden çekinerek, etraf ne der diye düşünerek büyüyorlar, büyüdüklerinde nasıl hayal kurup, böylesi sorulara cevap verip işe girebilecekler ki? Ne istediklerini bilmeden, hayallerinin peşine düşemeden yanlış meslekleri seçerek yaşayacaklar... Umarım böyle karamsar bir tablo olmaz ve onların bizler olumlu yönde değiştirebiliriz. Hayal kurmaktan korkmayan nesiller yetiştirebiliriz...

4 Ocak 2010 Pazartesi

2009'la Hesaplaşmam

2009 senesi için içsel bir hesaplaşma çabam, bir cümle bile yazamayacak kadar ilhamsız olmamdan kaynaklanan bir gecikme yaşasam da nihayet sonuçlandı. Birçok insan için 2009 sanırım güzel geçmiş. Benim için en güzel yanı ise kendi isteklerimi ön plana çıkardığım, mutluluğun peşinde geçmişte koşmadığım kadar koştuğum bir seneydi. Birçok ciddi karar aldım bu sene; hiç çalışmak istemediğim bir işten ayrılma kararı alabildim krizin ortasında mesela.
















Hep yapmak istediğim ama ertelediğim veya yapamayacağımdan korktuğum piyano eğitimi almaya başladım...







Sadece kendime değil etrafıma da faydalı olabilmek için TEGV'de eğitim gönüllüsü oldum, çocuklardan sürekli öğreniyorum. El sanatlarına her zaman ilgim vardı, craft kursuna yazılıp kendimi boş durmaktansa geliştirip mutlu hissettim el emeğimle...















Bol bol kitap okuyorum, tv yerine dvd izliyorum sevdiğim dizileri eş zamanlı takip ediyorum. (Flashforward, Mentalist, Fringe, Lie to me, V, Heroes ve tabii ki Lost en beğendiklerim) 2009 en çok sinemaya gittiğim sene olmuştur herhalde hayatımda...

Olaylara daha olumlu bakmaya çabalıyorum, bunu gerçekten deniyorum. En önemlisi artık ne yapmak istemediğime değil, neleri yapmak istediğime odaklanmaya çalışacak bakış açısına sahip olduğumu çok rahat söyleyebiliyorum. Yasemin Sungur ve Ufuk Tarhan'la tanışmam, eşim ve en yakın arkadaşlarımın sayesinde oldu bu bakış açımın değişmesi ve tabii ki Likemind'larda tanıştığım birçok değerli insanın da katklıları var... Hepinize çok teşekkür ediyorum... 2010 hepimize sağlıkla beraber, huzur ve mutluluk getirir umarım :))

9 Aralık 2009 Çarşamba

Japonlar yapmış! İşte karşınızda patates kafalar...

Japonlar yapmış, hep elektronikte başarılı olacak değiller ya, patatesten insan suratıyla sanatsal bir çalışmada da yaratıcılıklarını göstermişler. Sanatçı olmak baktığında çok farklı algılara sahip olmak demek sanırım, 40 yıl düşünsem şu patateslerden değişik insan yüzleri dizayn edeyim biraz diyemezdim herhalde...







(Kaynak)

Artık alışveriş poşetleri değişiyor, yaşasın yaratıcılık! :)

Artık herkes işini biliyor, poşetler de değişiyor, yaşasın yaratıcılık! :)

Bu özel poşetler bira kampanyası için dizayn edilmiş.

Transparan çanta sapıyla havada giden torbaların uzaktan şaşırtan etkisi :)


Saçımı çekmeee, boğazımı da sıkmaaa, yeteeeeer!


Kan bankaları için mükemmel tasarım!